BİRLİK'TE HAYAT MANŞET HABERLER

BELEDİYE HABERLERİ
BELEDİYE ETKİNLİKLERİ
RÖPORTAJLAR
BELEDİYE DUYURULARI
BAŞKANI TANIYALIM
ENGELSİZ BELEDİYELER

OLUKLAR ÇİFT…


Bu makale 2017-01-09 15:51:35 eklenmiş ve 876 kez görüntülenmiştir.
Mustafa Yazgan

“Sultan-üş Şuara”(Şairlerin sultanı), Üstad Necip Fazıl Kısakürek (merhum) “SAKARYA TÜRKÜSÜ” adlı destansı şiirinde:
-Her şey akar… Su, tarih, yıldız, insan ve fikir,
Oluklar çift: Birinden NUR akar, birinden KİR demişti. 
Evet… Kainat’ın yaratılış hikmeti gereği “Her şey zıddı ile ortaya çıkar. Karşıtı ile algılanır.”
Şair olduğu kadar, derin anlamların tefekkür (fikretmek) Üstadı olan Necip Fazıl Bey, bu zıddiyet algılamasını, bir başka beyitinde (iki mısra’sında) şöyle ifade ediyor:
-Düşmanım! Sen benim ifadem ve hızımsın,
Gündüz, geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.
Hiç şüphesiz, Habil-Kabil’e muhtaç…  İyilik-kötülüğe…  İman- inkarla kıyaslanır. İbrahim-Nemrutla… Her Musa’ya – bir Firavun gerek... Her İsa’ya - bir (ihbarcı) Yahüda İskariat… Resulullah’a – Ebu Cehil… Hz. Hasan’a bir zehir sunan… Hz Hüseyin’e – bir Yezid takdir edilmiştir... Nizamül Mülk’e – bir Haşhaşi…
Hüdavengidar Sultan’a - bir Miloş Kabloviç… Fatih Sultan Mehmed Han’a – zehirleyen bir Yakabi (Yakup Paşa)...
2. Abdülhamit Han Sultanımıza bir Theodor Herzl, bir Emanyel Karasa… Şehid Menderesimize- bir İsmet Paşa… Türkiye’nin ve İslam Ümmetinin yüz akı, can gönüldaşım, Başkanım, Recep Tayyib Bey’e- Pensilvanya’da kin kusan bir zır- deli, yahut en az yirmi suikast düzenleyen alçaklar sürüsü FETÖ köpekleri…
Bu liste uzar, gider dostlarım… Uzar gider... 
Sakın haa! Korku yok… Endişe yok... Yılgınlık yok... Tersine kalemle, kelamla, terazi ile, gerekiyorsa mermi ile, bu lağım farelerini itlaf (telef etmek, yok etmek) ve imha etmenin galibiyet zevkini, doya doya yaşamak, zafer bayrakları ile dalgalanmanın “Şükür” rüzgarlarını ciğerlerimize dolu dolu çekmek var.
Mübarek vatanımıza, nazlı bayrak ve sancaklarımıza, dağlarımızda, yaylalarımızda yankılanan ezanlarımıza, devletimize, Cumhurbaşkanımıza ve canlarım aziz milletimize kasıtla saldıran hainlere 21 inci asırda “AĞIRLAŞTIRILMIŞ OSMANLI TOKATLARI” vurmanın demindeyiz.
Cumhurbaşkanımız, teröre, teröriste, yardım ve yataklık edene, malzeme ve silah verene, kendini patlatan şerefsizleri uyuşturucu vererek meydana sürenlere, sosyal-medyada bu hainlerin propagandasını yapanlara, askerlerimize polis evlatlarımıza, yaşlı genç, hanım, erkek, çocuk demeden, tükeniş ve bitiş çığırına girmiş olmanın son azgınlıkları ile çıldıran, tasmaları ABD, AP, İngiltere Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda ve Siyonist İsrailli liderlerin elinde olan satılmış ajanlara karşı “Topyekün SEFERBERLİK” ilan etti. Allah, razı olsun.
Şeytan, zayıf karakterli, milli kutsallardan bi-haber kişilerin beynine, nefsine, kanına girebilir. Muhalefet yapmak saplantısına, illetine düşmüş salakları kandırmaya çalışabilir. Cahil, ilkel zihniyetli akıl – şuur idrak arızalı maneviyat fakiri, “diniküm dinariküm = Dini para olan servete tapan” daha ilerisi, kanında Ortodoks, Yahuidi genleri taşıyan vatan haini soysuzları yazdırabilir, konuşturabilir. Sakın bu bağırsak parazitlerine aldırmayın.
Aziz milletim!
“Topyekün Seferberlik” çığırına girdiğimize göre, kalın bağırsaklarımızdaki atık birikimlerini sosyal-bedensel reflekslerimizle atmak, temizlemek, PKK-HDP-YPG-PYD-DEAŞ-IŞİD-HAŞTİŞABİ-CIA-FETÖ gibi katı maddelerden kurtulmamız için, 79 milyon vatanseverle tek tek, mazaretsiz (özürsüz), bahanesiz, çok zaruri, çok zahmetli, çok ağır sorumluluklar düşecektir, düşmektedir. Önce bu acı zor, ciddi, gerçeği görerek, bilerek, kabullenerek, aşk ile, şevk ile “İKİNCİ-ama gerçek-KURTULUŞ SAVAŞI”mız için bir “Besmele” çekmemiz gerekiyor. Sonra, çok önemli, çok hayati olduğuna inandığımız tedbir, düşünce, eylem hamlelerimizi sırayla hayata nakşetmeliyiz:
1. İlk şart, milletçe bir, bütün, sımsıkı kardeşlik, güven ve sevgi güzelliğinde safları sıklaştırmalıyız. Parolamız: Sen-Ben yok! Türkiye var! Olmalıdır. Böyle olunca:
2. Hiçbir kimlik özelliğine ırk(etnik) farkına bakmadan Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Laz, Boşnak, Arnavut, Roman, Abhaz, Cepni, Gürcü, Pomak, Azeri, Tatar, Oset… şu-bu, “Türkiye Kardeşliği” ruhunda çelik gibi, yumruk gibi, tek kalb gibi olmalıyız.
3. “Partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.” diyoruz. El-Hak öyledir. Partiler “Milli ve yerli” sınırlar içinde, vatanımızın daha müreffeh ( maddi ve manevi zenginliğe yükselmesi ) ve milletimizin daha mutlu olması için tedbir, proje, doktrin, fikir ve düşünce üreten, “milli mefküre birliği”  içinde meşruiyeti devam ettiren siyasi kuruluşlardır. Hiçbir parti, dünya’nın hiçbir ülkesinde, vatan toprağının bölünmesi, bir ırk ismini alçakça kullanıp, sonra bu ırka ve diğerlerine mensup suçsuz, günahsız insanların köylerini, kentlerini baskı, korku, tehdit, cinayetlerle işgal edip, çocuklarını dağlara kaçırıp, kan içen katiller haline getirmesi için “demokrasi” şemsiyesi altına giremez. Hiçbir parti, dünyanın hiçbir ülkesinde “Teröristler” in vahşi eylemlerini meşrulaştıramaz. Dünya’mızda “sınırımız hürriyet” diye bir kavram yoktur. Sevgili Necip Fazıl Bey Üstadımız bir sohbetinde, bu tür sınırsızlığı “Eşek Hürriyeti” olarak adlandırmıştı. Devletimizi yıkma pahasına bu tür bir sınırsızlığın peşinde koşanların sonları yaklaşmaktadır. Dost, düşman, bunu böylece bilmelidir.
4. “Topyekün Seferberlik” te, her ferd için servet, mal, mülk, birikimler, araba, ev, tatil, eğlence ve hepsinden üstün “CAN-Hayat”, vatan, bayrak, ezan, istiklal, milli ve kutsal değerler yolunda feda edilmelidir. Böyle zamanlarda menfaat devşiren, savaş fırsatçılığına yönelenler, milletimizin “yüz karası”, düşmanların “maskarası” olur. Dünya ve ahirette hüsran olanlar içindir.
5. Telaşa, paniğe, endişeye kapılmadan, her “vatansever”, 15 Temmuz zaferi gibi bir galibiyetin mutluluğuna erişeceğimize şeksiz-şüphesiz, tereddütsüz iman ederek imkanı, yeteneği, ihlası ve devamlı bir gayreti ölçüsünde, bu “İKİNCİ İSTİKLAL CİHADI” mızda yerini almalıdır.
6. Gün, hainlerin tuzaklarını ve oyunlarını bozup, paramparça etmek için “Birlik-Sevgi-Kardeşlik ve Yardımlaşmak” günüdür.
7. Tüm belediyelerimiz, bugüne kadar yapmakta oldukları başarılı hizmetlerinin pusulasını, çok yoğun bir şekilde manevi, dini, kültürel etkinliklere çevirmelidirler. Özellikle, Milli Eğitim Müdürlükleri ile işbirliği içinde, tüm okullarımızda, tarihi düşmanlarımızın dün olduğu gibi bugün de “Terör ve Terörist”i üzerimize niçin saldıklarını, dünya barışı, huzuru, hukuku nasıl ve niçin çiğneyerek, ülkelerinde “Terör ve Terörist”e kucak açtıklarını, gençlere belgelerle anlatmalıdırlar. Dün (1915’te) Çanakkale Savunması için askere alınıp, cepheye gönderilen 12-13-15 yaşlarındaki ana kuzularının hiçbirinin geriye dönmediği, özellikle belirtilerek, ümidvar olduğumuz günümüz gençliği, yoğun bir “Milli Şuur Eğitimi”ne kavuşturulmalıdır.
8. Ayrıca, tüm belediyelerimizin “Kültür Müdürlük”leri,  İlk-Orta-Lise seviyesindeki öğrencilerimiz, için (telif ücreti istemeyen) çok değerli şair, edip, yazar, roman ve hikayecilerimizin eserlerini (çok kaliteli) basarak, çocuklarımıza (ücretsiz) dağıtmalıdırlar.
9. Savaş, saldırı, kışkırtma, yalan ve itiraflarla, “Milli İradenin” çok sevdiği, dürüstlük çizgisinden şaşmayan Cumhurbaşkanı’mıza, Hükümetimize, hepsi çok değerli milletvekillerimize karşı “ karalama kampanyası”nı devam ettiren, bir kısım “medya çakalları”na, terör yandaşlarına, terörist dostlarına da hadlerinin bildirilmesinin zamanıdır… diyorum.
10. Teröre, darbeye, FETÖ’ye karşı haklı tepkilerini, meydanlarda çığlık çığlığa haykıran…”İDAM” taleplerini açıkça ortaya koyan mazlum, mağdur, mahzun milletimizin bu meşru isteği, mutlaka ama mutlaka yerine getirilmelidir. Milli vicdanın tatmin edilerek huzur bulması, binlerce, onbinlerce şehidimizin temiz ve asil kanlarının yerde kalmaması, cezaların korkutucu infazlarla uygulanması, suçluların ve suça yöneleceklerin “CAYDIRILMASI-korkup, vazgeçmesi” sonucunu doğuracaktır ki, bu terörün, darbe niyetlilerinin ve FETÖcü hainlerin erimeleri, çürümeleri, yok olmaları demek olacaktır. Kur’an, bizim kitabımız. “Allah, zalim mi?” (asla ve HAŞA)… “Allahımız bize neyi tavsiye ediyor?”  (Kendisiyle barışık ferd ve toplum olarak, sulh ve sükun içinde bir hayat sürmemizi) “Bu barış ve mutluluğu bozacak, terör estirip, suç işleyecekler için Kur’anımızda bize ne buyuruyor?” (Ey akıl sahipleri! KISAS’ta sizin için HAYAT vardır. Böylece belki kötülüklerden korunursunuz… (Bakara Suresi:179)
 
Şu anda 10 uncu Baskı’sını yaptığımız “AİLE” konulu kitapçığımın (2016) önceki (2014 yılındaki) 4 üncü baskısından bugüne kadarki her baskısında, bu “KISAS” konusunu kitapçığımın son sayfalarında ısrarla dile getirdim. Yani tam 3 yıldan beri, bu teklifimin arkasındayım. İşte! Belgesi: (kitaptan foto-kopyası)
 
Hırsızlık, cinayet, trafik terörü, banka ve kuyumcu soygunları, yaralama, kadına şiddet, dolandırıcılık, havai fişek ve Molotof kokteylleriyle halka ve polise saldıran sokak gösterileri, sabotaj ve suikastları duyuran televizyon haberlerinden bıktık artık. Çok ciddi bir “Adalet Reformu” ile cezalarda caydırıcı, ürkütücü, korkutucu hükümler yoğunlaştırılarak uygulanmalıdır. Adeta “adalet”le alay edilircesine “Tutuklandı, yargıya teslim edildi, serbest bırakıldı” dönemi bitmelidir. İşsiz, sabıkalı, belalı kişilerin cezaevlerinde milletin parası, vergisi vs. ile barındırılması asla kabul edilemez. Başımızın üstünde “Demoklesin Kılıcı” gibi sallanıp duran “Avrupa Birliği Norm’ları” olmasa “ Ey akıl sahipleri! KISAS’ta sizin için HAYAT vardır. Böylece belki kötülüklerden korunursunuz!” (Bakara Suresi, 179 ayet)buyuran merhametli Rabbimiz’in teklifini, O’na iman etmiş bir yazar olarak teklif edecektim.KISAS: Can’a kasteden, suçsuz günahsız insanları katleden caninin, öldürülerek, toplumdan atılması, hırsızlık edenin sağ kolunun dirsekten kesilmesidir ki, günümüzde “Trafik terörü-banka, kuyumcu veya market soyanlar-sabotajcılar- suikastçiler- bu hayat veren cezalandırma ile cemiyetten temizlenirler. Gaye suç işlemeyen bir ülke olmaksa, alın size çare…
Başta, “Adalet” kutsalına inanmış ve asla ayırım yapmayacak ve Resulullah(s.a.v)ın:
- Bu hırsızlık suçunu işleyen, kızım Fatıma dahi olsa, O’nun da elini keserdim… buyruğuna uyan, bir “Milli İrade” kahramanı liderin ülkesi, dünya “kriminoloji” tarihine “Asla suç işlemeye niyet dahi edilemeyen mutlu ülke” olarak geçerdi.
“Uyarı!”  yazımı bitirirken, sizleri bir kere daha bilinçli bir “aksiyon birliği” içinde, bölünmeden, parçalanmadan, kardeşçe maddi ve (daha önemlisi) yoğun bir “manevi kalkınma ve yükseliş” cehdine davet ediyorum.
Bilin ki, düşmanlar aynı; barbarlık, vahşet, kin, sadizm ve sapıklık aynı… yılanın başı koparıldı, ama gövdesi ve kuyruğu hala ihanet peşinde oynuyor. Ata’larımız boşuna dememişler: “Su uyur, düşman uyumaz” Hepimiz, düşmanlarımızdan daha diri olarak uyumayacağız, tamam mı?
Bu yazımla ben tebliğimi sundum. Yaş:73 Dağ taş Anadolu’yu dolaşıp bu gerçekleri anlatıyorum. Oturmak yok, yola devam…
 
 
Çok Değerli Okuyucularım!
Siyasal Bilgiler Fakültesinde iken, Ceza Hukuku Profesörü hocam, Burhan Köni, ilk derse gelince, şöyle bir başlangıç yaptı:
- Bu sene sizlerle Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemeleri Usulü derslerini göreceğiz. Ceza Hukuku, yüzü ekşi bir hukuktur. Ama meyvesi, çok tatlıdır… dedi.
 
“KISAS”, Kur’ani, ilmi ve dini bir kavramdır.
Ceza Hukukunun çok tatlı meyvesinden, toplumsal sonuçlarından bilgisi olmayan zihin özürlüler, sakın “çağdaşlığa, ilericiliğe(!) merhamet tellallığına, sahte entel ayaklarına, sahte Batı’cı medeniyet avukatlığına soyunmasınlar!” Daldan inemeyen kediye, ayağı kırılmış köpeğe, kanadı yaralı martıya, kuyuya düşmüş keçiye, Kurban Bayramlarında (Allah’ın emri ve rızası için) kesilen öküze, koyuna, çengellere asılan tavuklara, horozlara, hindilere, oltaya takılan balıklara, ayakları fak’a kısılmış ayılara karşı çığlıklar atan, ağlayan, titreyen bir kısım domuzseverlerin, Saint Barthelmy katliamında (Paris-24 Ağustos 1572) Katoliklerin katlettiği, 30 bin Protestan için ne diyeceklerini merak ediyorum. Keskin bıçaklarla, çivili çarklarla, çıkrıklarla, sopalarla, kol ve bacakları keserek, farklı işkence şekilleriyle icra ettikleri vahşetin anlatıldığı, “işkence bilimi” ismiyle bir bilgi dalı oluşturduklarını biliyor muydunuz? Okyanuslarda ölen balinaların yasını tutan, petrole belenmiş karabatakların üstünden “merhamet sömürüsü” yapan Batı-Batılılar ve içimizdeki marazi Batı’cılar, Filistin’de 1948’den bugüne kadar uygulanan “soykırımlar-katliamlar” karşısında niçin suskunlar? Der Yasin Baskınında (254 ölü), Han Yunus’ta (275), Lübnan Kasabı diye anılan Ariel Şaron’un Sabra ve Şatilla katliamında (3 bin) Müslüman boğazlandı. Marketlerde satılan “Ariel- Temizlik(!) Tozu” nu siz de hala kullanıyor musunuz?
Türkiye’de kendilerini rejimin bekçisi zannedenler şimdi ortaya çıkıp “İDAM” vahşettir. Bu çağda el ve kol kesmek kesinlikle olmaz …” diye yaygara basarlarsa biz de sorarız: İdam vahşetse siz Menderes’i ve iki bakanını asarak, boynunuza “VAHŞİ” yaftanızı nasıl astınız? Keza İsrail askerleri, yakaladıkları genç bir Filistinli çocuğun dirsek kemiklerini parça parça kırarken, siz kedi, köpek, martı, keçi, sığır, koyun, tavuk, horoz, hindi, balık, ayı dostları! Neden “çıt” ınız çıkmadı? Bu insanların hayvanlar kadar da mı değeri yoktu?
- İDAM kararlarının hükümleri geçmişe yürümez mi diyorsunuz? 27.Mayıs.1960 Darbecileri o zamanda da 1950’nin 14 Mayıs’ından 60’a kadar olan dönemi neden ele aldılar? Yassıada Mahkemesi adlı mezbahanede, dünyanın en traji-komik tuluat soytarılığını nasıl sahnelediler? Yürüten nasıl yürüttü? 
- O bir darbe idi. Güç, darbecilerin elinde idi…
- Bir zır deli’nin peşine takılacak kadar alçalan, omzunda- asla hakkını veremediği- apoletini, ayaklar altında çiğneyerek… VE KESİNLİKLE BENİM MUKADDES ORDUMUN İÇİNE SIZMIŞ BİR HAİNLER SÜRÜSÜ OLARAK, İsrail’e, İngiltere’ye, Fransa’ya, ABD’ye (özellikle) Almanya’ya, Mason’lara, Rockefeller ve Rotchild’lere, Soros’a, G. Fuller’e   topyekün Haçlı sürüsüne, Vatikan’a, benim aziz vatanım Türkiyemi işgal etmeleri için köpeklik yapanların 15 Temmuz gecesindeki darbe hareketi de askeri bir özellikte idi. İrade, milli bir aşk, vecd, destan ile darbecilere karşı bir darbe olarak zafer kazandı. 
Müslüman milletimin duygularına tercüman olarak, şimdi, vakit geçirmeden:
1) Sivil Anayasa’mızı “milli Referandum” ile taçlandırarak, (özellikle) Müslüman kardeş devletlere ilham verip, örnek olacak bir hukuki metin halinde ilan etmeliyiz.
2) Bu sivil Anayasa’nın ruhuna uygun olarak son derece çağdaş ve güncel, net ve adil, kanunlarla “yenilenen Türkiyemiz’in hukuk devleti” yapısını güçlendirmeliyiz. 
3) Cezaların caydırıcı seviyesini yükselterek, vatan, millet, bayrak, ve devlet hainlerinin her grubunu, ihanet ederek 241 can’ımızı şejhit ettikleri köprü, kavşak, yol, meydanlarda askerin infaz magandalar ile sona erdirmeliyiz. 
4) Millitçe, milli fedakârlıklarla takviye edilmiş “ siyasi, idari, ekonomik, sosyal hayat” ımızı istikrarlı bir çizgide devam ettirmeliyiz. 
5) Son, fakat en önemli madde olarak, diyorum ki: 2023’lere, 2053’lere, doğru maddi manevi hastalıklardan kurtulmuş, pırıl pırıl bir gençlik yetiştirmeliyiz.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Belediyelerin birlik dergisi
© Copyright 2015 Pusula Yayıncılık. Tüm hakları saklıdır. Bu site İRM Pusula Tasarım Ajansı alt yapısı ile yapılmıştır.
ANASAYFA
BELEDİYE HABERLERİ
BAŞKANI TANIYALIM
BELEDİYE DUYURULARI